Hutbe: Müminin Özellikleri (1) – Hayâ

Cuma Hutbesi

Aziz Kardeşlerim!

Müslüman olarak her birimizin hedefi kuşkusuz ki Allah rızası­dır. Onun rızasına nail olmak için ise imanımızın, ibadetlerimizin ve ahlakımızın seviyesi esastır. Bu unsurların ara­sında sıkı bir bağ vardır. Nasıl ki ibadetlerimizin kalitesi imanımı­zın derinliğine işaret ediyorsa, ahlakımız da imanımı­zın aynası olmaktadır. Zira ahlak hiç şüphesiz ki imanın bir parçasıdır.

Peygamberimiz (s.a.v.)’in kendi ifadesiyle; ah­laki hasletlerin biri de hayâdır.[1] Hayâ, sahi­bini bir iş işlemekten meneden bir çekinme şuuru­dur. O iş ister kötü, isterse iyi olsun. Kökeni itibariyle ise hayâ kelimesi “hayat”tan gelmektedir. Bunu itibara alarak âlimlerimiz hayâsı olmayanın ha­yatının da olamayacağını ifade etmişlerdir.[2]Peygamberimi­z (s.a.v.)’in “Utanmazsan, artık istediğini yap![3] uyarısı bizi bu hususta uyarmaktadır.

Muhterem Müslümanlar!

Hutbenin başlangıcında okuduğumuz âyet-i kerîmede Rabbimiz bizlere Peygamberimiz (s.a.v.)’in hayatın­dan bir olay anlatarak, hayânın değerini vurgu­lar ve aynı zamanda bununla alakalı bazı hüküm­leri telkin eder. Şöyle ki; Hz. Muhammed (s.a.v.) Zeyneb validemizle evlendikten sonra evinde düğün yemeği verdi. Misafirleri de ye­meği yedikten sonra kendi aralarında sohbete da­lıp vaktin ilerlemesine dikkat etmeyerek uzun uzun oturdular. Peygamberimiz (s.a.v.) çok rahatsız olma­sına rağmen olağanüstü hayâsından dolayı davetli­leri kırıp kalkmalarını emredemedi. Ancak ev­den çıkıp girerek sohbete dalmış misafirlere işaret ver­meye çalıştı. Çok geç vakitte, son üç misafiri de nihayet kalktıktan sonra Peygamberimiz (s.a.v.) ya­tak odasına girmek üzere idi ki, bu ayet nazil oldu:“Ey iman edenler! Yemek için çağrılmaksızın ve yeme­ğin pişmesini beklemeksizin (vakitli vakit­siz) peygamberin evlerine girmeyin, çağrıldığı­nız zaman girin. Yemeği yiyince de hemen dağı­lın. Sohbet için beklemeyin. Çünkü bu davranışınız peygamberi rahatsız etmekte, fakat o sizden çekinmektedir. Allah ise gerçeği söylemekten çekin­mez.”[4]

Kıymetli Müminler!

Bütün ehl-i imana hitap eden bu âyet-i kerîme bize ilâhî hayâ ölçülerini vermektedir. İlk olarak ayetten öğreniyoruz ki, hayâ duyarak etrafımızdaki­lere eziyet vermemeliyiz. Dahası, diğerlerinden eziyet çektiğimiz hâlde sabırlı ve müsamaha­kâr olmalıyız. Zira Ebû Saîd El-Hudrî’den rivayet edildi­ğine göre, “Peygam­ber Efendimiz (s.a.v.) özel odasın­daki bekâr kız­dan daha hayâlı idi. Bir şeyi sevmedi­ğinde onu (ancak) yüzünden anlardık.”[5] Ebû Hüreyre (r.a.) da benzer bir ifade ile der ki: “Resûlullah (s.a.v.) hiçbir zaman yemeği eleştirmezdi. Canı bir şey istedi­ğinde onu yer, canı çekmediğinde onu bıra­kırdı.”[6] Peygamberimiz (s.a.v.) o kadar hayâlıydı ki, Allah Teâlâ bu ayeti vahyetmeseydi uzunca oturup Peygamberi­miz’i rahatsız eden misafirler hatalarının far­kına varmayacaktılar.

Muhterem Kardeşlerim!

Okuduğumuz ayet ve hadislerden anlıyoruz ki, hayâ iman ehli olarak bizlerin öz hasletlerinden biri olmalıdır. Bizler hayâ hususunda kendi­mizi daima hesaba çekmeliyiz. Kendimize sormalıyız: “Ben acaba etrafımdaki insan­lara, aileme karşı hayâlı davranıyor muyum? Rab­bim’e karşı yeterince hayâ sergiliyor muyum, yoksa haddimi aşı­yor muyum?” Bu ve benzeri sorular hayâlı olmayı hedeflerken ana kriterlerimiz olmalıdır. Kendimizi sorguladıktan ve bir ne­ticeye vardıktan sonra, hâlimizi nasıl ıslah edebiliriz diye düşünmeliyiz. Zira aleni veya gizli olarak Allah’tan korkmayarak günah işlememiz, kullarından çekinmeden “Allah’ın bildiğini kuldan mı saklayayım!” diye görünür şekilde uygunsuz davranışlarımızı ifşa etmemiz hem kendimizi hem de yaşadığımız toplumu olumsuz etkilemektedir. Dünyamızı bu şekilde bozduğumuz gibi ahiretimize de kaybederiz. Nitekim günaha teşvik eden her eylemle birlikte aynı günahı işlemesine vesile olduğumuz kişilerin günahı da ahiret gününde yükümüz olacaktır. Bunlardan hem dünyadaki iyiliğimiz hem de ahiretteki saadetimiz için kesinkes sakınmalıyız.

Cüneyd-i Bağdâdî (r.a.) hayâyı tarif ederken elimize as­lında çok güzel bir yol haritası vermektedir. Kendisi der ki: “(Allah’ın ver­diği) nimetlere ve (kendi) kusurlarına bakıldıktan sonra ortaya çıkan hâlin ismi hayâdır.”[7] Bu hikmetli söz­den yola çıkarak anlıyoruz ki, hayâ kazanmak için Allah’ın bize verdiği sonsuz nimetlerini, bizim ona ithaf ettiğimiz kusurlu ibadetlerimizle karşılaştır­mamız kafidir. Bu idrak seviyesi bize Allah karşısındaki aczimizi hatırlatmalı ve kullarına karşı da hayâ ile davranmayı aşılamalıdır.

Allah bizi resulüne benzeyen, sevdiği, hayâlı kullarından eylesin. Âmin!

[1] Bkz. Sahîh-i Buhârî, H. No: 24
[2] Bkz. İbnü’l-Kayyim: Medâricu’s-Sâlikîn, s. 491.
[3] Sahîh-i Buhârî, H. No: 6120
[4] Ahzâb suresi, 33:53
[5] Sahîh-i Buhârî, H. No: 6102; Sahîh-i Müslim, H. No: 2320.
[6] Sahîh-i Müslim, H. No: 2064.
[7] Bkz. Nevevî: Riyâzu’s-Sâlihîn, 84, Hayâ, s. 230.