HAFTALIK SOHBET

Kıyamet Alâmetleri ve Ahiret Hayatının Devreleri (2)

1. Hesap ve Sual

İnsanlara amel defterleri takdim edildiğinde, yaptıkları herşeyin amel defterlerine yazılmış olduğunu göreceklerdir. Bundan sonra da bu amellerinin hesabı sorulacaktır. Bu durum Kur’an-ı Kerim’de şöyle anlatılmaktadır:

“Kitap ortaya konmuştur: Suçluların, onda yazılı olanlardan korkmuş olduklarını görürsün. "Vay halimize! derler, bu nasıl kitapmış! Küçük büyük hiçbir şey bırakmaksızın (yaptıklarımızın) hepsini sayıp dökmüş!" BöyIece yaptıklarını karşılarında bulmuşlardır. Senin Rabbin hiç kimseye zulmetmez”. (Kehf, 18:49) Hesap gününde amel defterlerinin dışında insanların kendi organları da konuşturulacaktır. Âyet-i kerîmede buna şu şekilde işaret buyurulmaktadır: “O gün onların ağızlarını mühürleriz; yaptıklarını bize elleri anlatır, ayakları da şahitlik eder”. (Yasîn, 36:65)

Bu sorgu ve sual gününde insana şu beş şey sorulacaktır:

Ebu Berze el-Eslemî (r.a.)’den: Peygamber Efendimiz (a.s.) buyuruyor ki; “Ömrünü nerede tükettiğinden, ilmiyle nasıl amel ettiğinden, malını nereden kazanıp nereye harcadığından, bedenini nerede yaşlandırdığından soruluncaya kadar kulun ayağı hesap yerinden ayrılamaz.” (Tirmizî, Hesap, 8/443, H. No: 2341) Allah (c.c.), insanları aracısız olarak sorgulayacak ve hesaba çekecektir. Müminler bu sorulara kolayca cevap verirken, kâfirler elbette cevap veremeyeceklerdir.

2. Mizan: Mizan, sözlükte “terazi” anlamına gelir. Dinimizde ise, âhirette hesaptan sonra herkesin amellerinin tartılacağı ve mahiyeti Allah tarafından bilinen ilâhî adalet ölçüsüdür. Tartıda iyilikleri kötülüklerinden ağır gelenler kurtuluşa erecekler, hafif gelenler ise cezaya çarptırılacaklardır. Cezaya çarptırılacakların içinde bulunan müminler, işledikleri suçun karşılığı olan cezalarını çektikten sonra cennete gireceklerdir. Mizanı anlatan Kur’an âyetlerinden biri şöyledir:

“Biz, kıyamet günü için adalet terazileri kurarız. Artık kimseye, hiçbir şekilde haksızlık edilmez. (Yapılan iş,) bir hardal tanesi kadar dahi olsa, onu (adalet terazisine) getiririz. Hesap gören olarak biz (herkese) yeteriz”. (Enbiya, 21:47)Yüksek uçan gönül yorulur birgün Mizan terazisi kurulur birgün Herkesin ettiği sorulur birgün Döner mi yarabbi dil yavaş yavaş (Aşık Meslekî)

3. Sırat: Sırat cehennemin üzerine uzatılmış bir yoldur. Herkes bu yoldan geçecektir. İnsanlar dünyadaki amellerine göre bu yolu katedecekler. Müminler de hayırlı amllerinin derecesine göre, sür’atle, yürüyerek veya sürünerek geçecekler. Ama inanmayanlar bir şekilde ayakları sürçecek ve cehenneme düşeceklerdir. Mugîre b. Şu’be (r.a.)’den: Peygamber Efendimiz (a.s.) buyurduki: “Sırat köprüsündeki müminin duası hep “Rabbim beni selamete erdir” olacaktır”. (Tirmizî, Sırat, H. No: 2356) Sırat kıldan incedir Kılıçtan keskincedir Varıp anın üstüne

Evler yapasım gelir (Yunus Emre)

4. Havuz: Kıyamet gününde müminlerin tatlı ve berrak sularından içeciği ve peygamberlere Allah tarafından ihsan edileceği bildirilen havuzlar olacaktır. Örneğin Peygamber Efendimiz (a.s.)’a verilecek havuzun “Kevser” olduğunu Kur’an-ı Kerim’den öğreniyoruz:

“(Resulum!) Kuşkusuz biz sana Kevser'i verdik”. (Kevser, 108:1)

Enes b. Malik (r.a.)’den: Peygamber Efendimiz (a.s.) buyurdu ki: “Benim havuzumun başında gökteki yıldızların sayısınca ibrik olacaktır. (Tirmizi, Havuz, H. No: 2366)

Semüre (r.a.)‘den: Peygamber Efendimiz (a.s.) şöyle buyurdu: “Her peygamberin bir havuzu vardır ve her kes bu havuzlardan içenlerin çokluğu ile övünür. Ben benim hazumdan içenlerin daha çok olacağını umuyorum. “ (Tirmizî, Havuz, H.No: 2367)

5. Şefaat: Ehl-i sünnet inancına göre, Allah’ın izni ile âhirette peygamberler şefaat edeceklerdir. Şefaat, günahı olan müminlerin affedilmeleri, günahı olmayanların da daha yüce makamlara erişmeleri için, peygamberlerin veya Allah katında derecesi yüksek olanların Allah’a yalvarmaları ve dua etmeleri demektir. Dolayısı ile kâfir ve münafıklara şefaat söz konusu olmayacaktır. Şefaatin varlığı hakkında şu âyetler ve hadis-i şerif bize bir fikir vermektedir: “İzni olmadan O'nun katında kim şefaat edebilir? ” (Bakara, 2:255) “Allah, onların önlerindekini de, arkalarındakini de (yaptıklarını da, yapacaklarını da) bilir. Allah rızasına ulaşmış olanlardan başkasına şefaat etmezler. Onlar, Allah korkusundan titrerler!” (Enbiya, 21:28) “Şefaatim, ümmetimden büyük günah işleyenler içindir". (Ebû Dâvûd, "Sünnet", 21, H. No: 4114) Bu genel şefaatin dışında bir de Peygamber Efendimiz (a.s.)’ın adıa “şefaat-i uzma=en büyük şefaat”ı vardır ki, Kur’an-ı Kerim’deki “Makam-ı Mahmȗd” şefaatidir: “Gecenin bir kısmında uyanarak, sana mahsus bir nafile olmak üzere namaz kıl. (Böylece) Rabbinin, seni, övgüye değer bir makama göndereceğini umabilirsin”. (İsra, 17:79) (Buhari, Sȗre-i Benî İsrail, Bab, 209, H. 79)

Ancak müslümanlar şefaate güvenerek dinin gereklerini terketmemeli, şefaate lâyık olmak için çalışıp çabalamalıdırlar.

6. A’raf: A’raf, dağ ve tepenin zirve kısımları anlamına gelir. Dinimizde ise, cennetle cehennemin arasında bulunan sûrun ve yüksek kısmın adıdır. A’raf ve ve a’rafta kalacak insanlarla alakalı olarak âlimlerimizin farklı görüşleri vardır. a) Herhangi bir peygamberin tebliğ ve davetini duymadan ölen insanlarla, müşriklerin mükellef olmadan ölen çocukları.b) İyi ve kötü amelleri eşit olan müminlerdir. Bunlar cennete girmeden önce cennetle cehennem arasında bir süre bekletilecekler; sonra Allah’ın lütfu ile cennete gireceklerdir. Şu âyetler bize bu sahneleri anlatmaktadır:

“İki taraf (cennetlikler ve cehennemlikler) arasında bir perde ve A'raf üzerinde de herkesi simalarından tanıyan adamlar vardır ki, bunlar henüz cennete giremedikleri halde (girmeyi) umarak cennet ehline: "Selam size!" diye seslenirler. Gözleri cehennem ehli tarafına döndürülünce de: Ey Rabbimiz! Bizi zalimler topluluğu ile beraber bulundurma! derler”. (A’raf 7:46-47) 7. Cehennem:

Cehennem kelimesi sözlükte “derin kuyu” manasına gelir. Dinimiz literatüründe ise, âhirette kâfirlerin süresiz ve ebedî, günahkâr müminlerin de günahları nisbetinde cezalarını çekmek üzere girip kalacakları azap yeridir. Kur’an-ı Kerim’de cehennem anlamında bir çok kelime kullanılmıştır: Cehennem

 (derin kuyu), nâr (ateş), cahîm (son derece büyük, alevleri kat kat yükselen ateş), hâviye (düşenlerin çoğunun geri dönmediği uçurum), saîr (çılgın ateş ve alev), lezâ (dumansız ve katıksız alev), sakar (ateş), hutame (obur ve kızgın ateş) gibi. Cehennemin dehşeti ile ilgili Kur’an’da bir çok tasvirler gelmiştir: Suçlular cehenneme vardıklarında, cehennem onlara büyük kıvılcımlar saçar:

“O, saray gibi kocaman kıvılcım saçar. Her bir kıvılcım, sanki birer sarı deve gibidir”. (Mürselat, 77:32-33)Uzaktan gözüktüğünde kaynaması ve uğultusu işitilir :

“Cehennem ateşi uzak bir mesafeden kendilerini görünce, onun öfkelenişini (müthiş kaynamasını) ve uğultusunu işitirler”. (Furkan, 25:12)

Âhiret hayatının her devresinde olduğu gibi insan, cehennem azabını hem ruh hem de bedeni ile birlikte çekecektir. Ancak cehennem hayatında anlatılan, acılar, ıstıraplar, azaplar ve ateşler bu dünyadakilerin aynısı değildir. Bunların da iç yüzünü sadece Allah bilir; insanlar bilemezler. 8. Cennet: Cennet kelimesi, "bahçe, bitki ve sık ağaçlarla örtülü yer" anlamına gelir. Dinimizde ise, "çeşitli nimetlerle bezenmiş olan ve müminlerin içinde ebedî olarak kalacakları âhiret yurdu"nun adıdır. Cennet ve cennetteki hayat sonsuzdur. Kur’an-ı Kerim’de cenneti anlatan bir çok kelime zikredilmiştir. Bunlarcennetin katları veya içinde bulunan nimetleri anlatan tabirlerdir. Şöyle ki: Cennetü'l-me'vâ (şehid ve müminlerin barınağı ve konağı olan cennet), cennet-i adn (ikamet ve ebedîlik cenneti), dârü'l-huld (ebedîlik yurdu), firdevs (her şeyi kapsayan cennet bahçesi), dârü's-selâm (esenlik yurdu), dârü'l- mukâme (ebedî kalınacak yer), cennâtü'n-naîm (nimetlerle dolu cennetler), el- makâmü'l-emîn (güvenli makam).

Cenneti anlatan âyetler, onun bazı özelliklerini bize takdim ediyor: Genişliği göklerle yer kadar olan cennet: “Rabbinizin bağışına ve takva sahipleri için hazırlanmış olup genişliği gökler ve yer kadar olan cennete koşun!” (Al-i İmran, 3:133) Yakıcı sıcağın da dondurucu soğuğun da görülmeyeceği bir yer:

“Orada koltuklara kurulmuş olarak bulunurlar; ne yakıcı sıcak görülür orada, ne de dondurucu soğuk”. (İnsan, 76:13)

Temiz su, tadı bozulmayan süt ve süzme bal ırmaklarının yer aldığı cennet: Cennetliklerin hem kendileri hem de eşleri cennetin gölgelerinde tahtları üzerine kurulup otururlar: “Onlar ve eşleri gölgeler altında tahtlara kurulurlar”. (Yasîn, 36:56) Allah tarafından kalplerinden kin sökülüp atılmış olan cennetlikler, kardeşler halinde, karşı karşıya tahtları üzerinde otururlar. Orada bunlara hiçbir yorgunluk ve zahmet yoktur: “Biz, onların gönüllerindeki kini söküp attık; onlar artık köşkler üzerinde karşı karşıya oturan kardeşler olacaklar. Onlara orada hiçbir yorgunluk gelmeyecek ve onlar, oradan çıkarılmayacaklardır”. (Hicr, 15:47- 48) Cennet nimetlerinin insan akıl ve hayalinin alamayacağı güzellikte olduğunu Hz. Peygamber bir hadis-i kutsîde şöyle beyan buyurmuştur: "Cenâb-ı Hak buyuruyor ki: “Sâlih kullarım için ben, cennette hiçbir gözün görmediği, hiçbir kulağın işitmediği ve insanın kalbinden bile geçmeyen nice nimetler hazırladım". (Müslim, "Cennet", 1, H. No: 5050)

Dersler:

1. Gayba imanın en önemli şartlarından biri de şüphesiz âhiretin varlığına ve oradaki hallere iman etmektir.

2. Elbette bir hesap ve terazi olmalı ki, zalimler hesaplarını versinler.

3. Cennetin nimetleri ve zevkleri sonsuz, ancak Allah’ı temaşa eylemek ve O’nun rızasına kavuşmak zevklerin en zirvesidir.

4. Bu kısacık dünya hayatı da son derece önemlidir. Çünkü ebedi azap veya nimetler yurdu bu az sermaye ile elde edilecektir.

5. Şefaati ve Allah’ı görmeyi kabul etmemek, her halde onlardan mahrum kalmaya sebep olabilir, akıllı olmak gerekir.

Ödev:

Cennet nimetleri ve cehennem azabı ile ilgili daha fazla bilgi için,

İmam Gazzali (rhm.)‘ın İlahî Nizam kitabının bu bölümlerini okuyunuz.