Kur'an'da ´Resul´ Kavramı

RESÜL

Resül, kendisini gönderenin maksadına ‘olduğu gibi’ bağlı kalan ve taşıdığı mesaja sadık kalan kimsedir; mesajı olduğu gibi taşır. Onu eksiltmez, abartmaz, gizlemez ve kendi yorumunu ondan ayrı tutar. Bu sebeple resülün, seçilip-gönderilmiş olması gerekir ve taşıdığı bir mesajı olması gerekir. Resülün getirdiği mesajın insanlar tarfından bilinmiyor oluşu ‘söz konusu mesajı’ çok önemli kılar; şu ayette olduğu gibi:

‘’ Öyle ki size, kendinizden, size ayetlerimizi okuyacak, sizi arındıracak, size Kitap ve hikmeti öğretecek ve bilmediklerinizi bildirecek bir resül gönderdik.’’ Bakara: 151

Resülün getirdiği mesaj’ın ‘Yaratıcıdan geldiğinin delili’ bizzat mesajın kendisidir; bu sebeple resüle iman şarttır. Hiçkimse ‘mutlak emin’ olmadan –hasta değilse- resüllük iddasında bulunamaz, çünkü ‘kendisine iman’ zorunluluğu vardır.

‘’ Elçi, (resül) kendisine Rabbinden indirilene iman etti, mü'minler de. Tümü, Allah'a, meleklerine, Kitaplarına ve resüllerine inandı. 'O'nun elçileri arasında hiç birini (diğerinden) ayırdetmeyiz. İşittik ve itaat ettik. Rabbimiz bağışlamanı (dileriz). Varış ancak Sana'dır' dediler.’’ Bakara: 285

‘’Ki O, elçilerini hidayetle ve hak din ile, diğer bütün dinlere karşı üstün kılmak için gönderdi. Şahid olarak Allah yeter.’’ Fetih: 28

Resülün ‘Allah tarafından’ gönderilmiş olması, bunun ‘insanlar nezdinde’ büyük bir maksadı olması, bu maksada matuf, resülün elinde buna ait bir ‘mesaj’ olması ve bu mesajı açıklayıcı olması da resüllüğün olmassa olmazlarındandır. Resül kavramının içine ‘insan dışında olan’ bizim kavrayamadığımız varlıklar da girer; bunlar, melekler olmakla birlikte, bu muhtevaya da ‘iman’ şartı vardır.

‘’ Allah, meleklerden elçiler seçer ve insanlardan da. Şüphesiz Allah işitendir, görendir.’’ Hac: 75

‘’ Elçilik, –resüllük- yani gönderilenin amacını, –hedefini- ‘gönderenin’ belirlemesini zorunlu kılmaktadır. Burası son derece önemli bir noktadır ki, gönderen ‘Alemlerin Rabbi Allah’tır’ O, hedefini mutlak manada gerçekleştirir ve resullük konusunu riske etmez.

‘’ Hani Allah peygamberlerden 'kesin bir söz (misak)' almıştı: 'Andolsun size Kitap ve hikmetten verip sonra size beraberinizdekini doğrulayan bir elçi geldiğinde, ona kesin olarak iman edecek ve ona yardımda bulunacaksınız.' Demişti ki: 'Bunu ikrar ettiniz ve bu ağır yükümü aldınız mı?' Onlar: 'İkrar ettik' demişlerdi de 'Öyleyse şahid olun, ben de sizinle birlikte şahid olanlardanım,' demişti.’’ Al-i İmran: 81

Burada nebilerden söz alınması ‘nebi’ kavramıyla alakalı bir bilgidir; nebilere verilen ‘ön bilgi’ olarak anlaşılmalıdır. Nebiler kendilerinden sonra gelecek nebileri ‘müjdelerler’ Nebi ‘insan olan’ resüldür; yani her resül ‘nebi’ değildir -derken, anlaşılması gereken şudur: Melek resül vardır; örneğin Cibril, fakat melek nebi yoktur. Nebi, insanlardan seçilendir; dolayısıyla her nebi resüldür, fakat her resül nebi değildir. Kur’an’da ‘Muhammed’ son nebi olarak geçer, bu da ‘son insan resül’ olarak anlaşılmalıdır; meleklerin resüllüğü devam eder, fakat –Muhammed’den sonra- buna şahitlik edecek başka nebi yoktur. Bu sebeple Muhammed, kendinden sonra bir nebiye işaret etmemiştir, müjdelememiştir; buna Meryem oğlu İsa’nın ‘son saate’ yakın gelmesi meselesi de dahildir, yani İsa da gelmeyecek! İlerki çalışmamızda, inşallah ‘Nebi’ kavramının ‘resül’ kavramından farkını ele alacağız.

‘’ Biz, her resülü ancak, Allah izniyle ona itaat edilsin diye gönderdik; onlar da nefislerine zulmettikleri vakit sana gelerek Allah'ın, kendilerini bağışlamasını isteselerdi, resül de onların bağışlanmalarını dileseydi elbette Allah'ın tövbeleri kabul edici rahim olduğunu görür, anlarlardı.’’ Nisa: 64

Resüllerin ‘İlahi Mesaj a’ sadık kalmaları sebebiyle ‘resüllere itaat farzdır ve bu itaat Allah’a itaat olarak anlaşılmalıdır; tıpkı nebi resüllerin, melek resüle itaatları gibi... Alemlerin Rabbinin, maksada matuf, gönderdiği her ne varsa, hedefini ‘mutlak manada’ bulmuştur.

‘’ Allah, rüzgarları gönderir, onlar da bulutu kaldırır, böylece biz onu ölü bir beldeye sürükleriz, onunla, yeri ölümünden sonra diriltiriz. İşte (ölümden sonra) dirilip-yayılma da böyledir.’’ Fatır: 9

Allah’ın rüzgarları göndermesi, İlahi tabiat yasaları –sünnetullah- çerçevesinde düşünülmelidir; yani ‘gönderilen rüzgarlar’ görevini yapar. Fakat bu hareketle sağlanan yağmurdan ‘nasiplenme’ eşit olmaz; bir de şu ayete bakalım:

‘’ Mallarını, Allah'ın hoşnutluğunu kazanmak ve kendilerinde olan (imanı) sağlamlaştırmak için harcayanların durumu ise, yüksekçe bir tepede bulunan, oraya sağanak yağmur isabet edince meyvelerini iki misli veren bir bahçeye benzer. Sağanak yağmur olmasa da orada bir çisinti vardır. Allah, yaptıklarınızı hakkıyla görendir.’’ Bakara: 265

Burada dikkat çekmek istediğimiz husus şu: Allah’ın gönderdiği her ne varsa, görevini yerine getirir, fakat bundan faydalanmanın dereceleri vardır. Verimli bir toprağın ‘yağmurdan’ istifade etmesiyle, kayaların/taşların yoğun olduğu bir bölgenin ‘yağmurdan’ istifadesi bir olmaz! Benzer şekilde gönderilen resul de görevini yapar –mesajı olduğu gibi insanlara aktarır- fakat insanların bundan etkilenip- istifade etmesi, aynı derecede olmaz! Bu çerçevede düşündüğümüz zaman, görürüz ki, resüller, ilahi yasalar çerçevesinde görevini tam yapar –mesajı olduğu gibi aktarır- bu sebeple resüle itaat, göndericisine –Allah’a- itaattir; çünkü mesaj, Allah’ın mesajıdır. Mesaj ise, daha sonra gelebilecek mesaja kadar ‘geçerliliğini korur’ Hele bir de bu ‘Mesaj’ son mesaj olması hasebiyle ‘son saate’ kadar geçerliliğini koruyacaktır.

‘’ Andolsun, sizin için, Allah'ı ve ahiret gününü umanlar ve Allah'ı çokça zikredenler için Allah'ın Resûlü'nde güzel bir örnek vardır.’’ Ahzap: 21

Muhammed,e risalet gelmeden önce, ‘Kitap nedir, iman nedir’ bilmeyen bir haldeydi... ‘Seni dalalette bulup, doğru yolu göstermedi mi?’ -93/7- ‘Böylece sana emrimizden bir ruh vahyettik. Sen, kitap nedir, iman nedir bilmiyordun. Ancak Biz onu bir nur kıldık; onunla kullarımızdan dilediklerimizi hidayete erdiririz. Şüphesiz sen, dosdoğru olan bir yola yöneltip-iletiyorsun.’ -42/52- Şu halde Muhammed’i örnek hale getiren ‘İlahi Mesaj’ dı... Şu ayete bakalım:

‘’ İbrahim ve onunla birlikte olanlarda sizin için güzel bir örnek vardır. Hani kendi kavimlerine demişlerdi ki: 'Biz, sizlerden ve Allah'ın dışında taptıklarınızdan gerçekten uzağız. Sizi (artık) tanımayıp-inkar ettik. Sizinle aramızda, Allah'a bir olarak iman edinceye kadar ebedi bir düşmanlık ve bir kin baş göstermiştir.' Ancak İbrahim'in babasına: 'Sana bağışlanma dileyeceğim, ama Allah'tan gelecek herhangi bir şeye karşı senin için gücüm yetmez.' demesi hariç. 'Ey Rabbimiz, biz sana tevekkül ettik ve 'içten sana yöneldik.' Dönüş sanadır.' ‘’ Mümtehine: 4

Bu ayette, ibrahim’in ve beraberindekilerin örnekliği ile yine İbrahimin örnek olmayan davranışı, birbirinden ayrılarak ifade edilmiştir; örnek olan şu sözleri iken: : 'Biz, sizlerden ve Allah'ın dışında taptıklarınızdan gerçekten uzağız. Sizi (artık) tanımayıp-inkar ettik. Sizinle aramızda, Allah'a bir olarak iman edinceye kadar ebedi bir düşmanlık ve bir kin baş göstermiştir.' Kısmı ve bir de: 'Ey Rabbimiz, biz sana tevekkül ettik ve 'içten sana yöneldik.' Dönüş sanadır.' İken; örnek olmayan yanı da, Ancak İbrahim'in babasına: ‘’ 'Sana bağışlanma dileyeceğim, ama Allah'tan gelecek herhangi bir şeye karşı senin için gücüm yetmez.' demesi hariç.’’ Olarak ifade edilmiştir! Benzer diğer bir husus, Lokman’ın oğluna tavsiyesinde ‘ifade edilenler de’ böyle bir örnektir; (31/13-19)... İşte bu örneklik ‘İlahi Mesaj’ ile (Kur’an’la) bize ulaşan örnekliktir. Yine bu ve benzeri örneklikler ki bunlar, hem insan kişiliğini, hem de şahsiyet ve ilkeli davranmayı öğreten- öngören ‘ahlaktır.’ İşte bu ‘Risalet’ boyutudur; nebilik –nübüvvet- boyutu ise hem teknik olarak, hem de zamansal ve mekansal farklılık içermesinden, bu husus göz önüne alınarak incelenmelidir. (İnşallah ‘Nebi’ kavramın da, bu hususu ele alacağız)

‘’ Ey resüller, güzel ve temiz olan şeylerden yiyin ve salih amellerde bulunun; çünkü gerçekten ben yapmakta olduklarınızı biliyorum.’’ Mü’minun: 51

Bazı beyinsizler, bu ayeti baz alarak ‘Muhammed’den’ sonra da resül geleceğini idda etmektedir. Oysa önceki ayetlere bakıldığında, böyle bir iddanın asılsız olduğu analaşılır; zira burada kronoloji yoktur; ‘zaman boyutu’ ortadan kaldırılarak ifade edilmiştir ve ‘önceki resülleri de kuşatan’ bir hitap vardır. Bir idda da şöyle, bu hitabla ‘Muhammed ve ashabı kastedilmiştir’ iddası; bunu, mesaja sadık kalan müslümanlara bir iltifat olarak alırsak, ki bu da ‘Risalete hizmet’ etme çerçevesinde, çok ta absürt kaçmaz. Fakat orjinal ‘resülü’ ihtiva etmez.

‘’ (Allah:) 'Ey Musa' dedi. 'Sana verdiğim risaletimle ve seninle konuşmamla seni insanlar üzerinde seçkin kıldım. Sana verdiklerimi al ve şükredenlerden ol.' ‘’ A’raf: 144

Risalet, bir nevi resüllük kurumudur; bu kurumun başında Alemlerin Rabbi vardır. Bu kuruma tutunmak, İlahi Mesaja tutunmakla aynıdır; fakat, katma ve eksiltme olmadan!

‘’ Ey resül, Rabbinden sana indirileni tebliğ et. Eğer (bu görevini) yapmayacak olursan, O'nun ‘risaletini’ tebliğ etmemiş olursun. Allah seni insanlardan koruyacaktır. Şüphesiz, Allah, kafir olan bir topluluğu hidayete erdirmez.’’ Maide: 67

‘’ Böylelikle dişi deveyi öldürdüler ve Rablerinin emrine karşı çıkıp (Salih'e şöyle) dediler: 'Ey Salih, eğer gerçekten gönderilenlerden isen, vaadettiğin şeyi getir, bakalım.' Bunun üzerine onları dayanılmaz bir sarsıntı tuttu da kendi yurtlarında diz üstü çöke kaldılar. O da onlardan yüz çevirdi ve (şöyle) dedi: 'Ey kavmim, andolsun size Rabbimin risaletini tebliğ ettim ve size öğüt verdim. Ama siz, öğüt verenleri sevmiyorsunuz.' ‘’ A’raf: 77...79

‘’ Kim Resûl'e itaat ederse, gerçekte Allah'a itaat etmiş olur. Kim de yüz çevirirse (bilsin ki), Biz seni onların üzerine koruyucu göndermedik.’’ Nisa: 80

Alemlerin Rabbinin ‘resülleri göndermesindeki’ amaç, insana, yalnız Allah’ın kulu olduğunu ve varlığın tek sahibinin Allah olduğunu hatırlatmak- bildirmek... İnsanların bu gerçek karşısında ‘gösterecekleri tavır ve tutumu’ imtihan konusu yapmak... İnsanların az bir kısmının, diğer çoğunluğunun üzerindeki tahakkümünü/otoritesini kaldırmak... Mülkün tek sahibinin ‘Allah’ olduğu ‘bilincini’ yerleştirmek... İnsanların bu mülkten istifadesinin ‘aynı derecede olduğunun’ altını çizmek... Kapasite, zeka, beceri ve çalışmada, daha iyi olanların, daha zayıf olanlara karşı olan, baskı, zülüm, sömürü ve tahakkümünü engellemek... Bunların düzenlenmesinde, Allah’ın seçtiği dini yerleştirmek ki, bu da yöneticilere, Allah’ın ölçüsüyle hareket etmede ‘hakem’ görevi verir... Resüller, Allah’ın mesajını toplumlara duyurur/açıklar; sonra bu toplumlar, teveccüh ederse ‘islam toplumuna’ dönüşürler, bu toplumlar teveccüh etmezse ‘resülleri susturup-etkisizleştirmeye ve mesajı saptırmaya uğraşırlarsa ve bunda da galip gelirlerse, ‘küfür toplumu’ olarak kalırlar; fakat bu durum, resüllerin başarısızlığı olarak adlandırılp- algılanmaz... Böylece resüller, mücadelenin ilk ateşleyicisi olurlar ve mücadelenin seyrini kendi toplumlarında ‘Nebi’ olarak yaşarlar...

‘’ -Allah'a kulluk edin ve tağuttan sakının, diye her topluma bir resül gönderdik. Böylece, onların içinden kendilerine Allah'ın yol gösterdiği de vardır. Sapıklığı hak edenler de vardır. Yeryüzünde dolaşın da yalanlayanların sonu nasıl oldu, bir bakın!’’ Nahl: 36

Adnan Zengin